Aralık 12, 2007

Şu Batılılaşma Dedikleri...

Tarih derslerinizi bir gözden geçirin. 1838 yılında imzalanan bir antlaşma vardı, hatırlar mısınız? Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında… Baltalimanı Antlaşması… Neydi bu antlaşmanın özellikleri? Tekel sistemi kaldırılacak, İngilizler içerideki fakir tüccardan bile az vergi ödeyecek, İngilizler Osmanlı mallarını ihraç edebilecek, transit resmi kaldırılacak. Şimdi “ne var canım bunda” diyeniniz olabilir. Peki, bu antlaşmanın akabinde ne bekliyordu bizi? Dilimden düşürmediğim, bir döneme ismini vermiş ferman: Tanzimat Fermanı. Fermandan ziyade bizi o dönemin aydın, bürokrat, politikacı ve yöneticilerin zihniyeti ilgilendiriyor. Bu toprakların İstiklal Harbi’ndeki fedakârlıklarından da anlaşılabileceği gibi asli unsuru olan Türkler daha sonra Meclis’te azınlığa düşecekler, kısacası iyiden iyiye arka plana doğru itileceklerdir.

Bugün önümüze getirilen tarihi bilgiler, tarihi çözümlemeler genellikle Atatürk’ün Tanzimat sürecinin devamı olduğu biçimdedir. Peki, ne anlama geliyor bu? Bunun anlamı kesin ve nettir: Atatürk, Batıcıdır! Bu bir kuru iftiradır. Atatürk çağdaşlaşmadan yanadır, Batı’dan değil. Bu ayrımı iyi yapmak gerekiyor. Batıcı Mustafa Reşit, çağdaş ise Mustafa Kemal’dir.

Avrupa Birliği kendi ülkelerinde işlettikleri sosyal devleti Türkiye’ye nedense hiç dayatmıyor. Ama konu Ermeni meselesi oldu mu, bölücülerin siyasi kollarını desteklemek oldu mu hiç dayatmaktan çekinmiyorlar. Yani Türkiye’nin sağlığına, gönencine yönelik hiçbir şeyi dayatmazken, Türkiye’nin ulusal bütünlüğüne gölge düşürebilecek her şeyi dayatabiliyorlar.

Recep Tayyip Bey, laiklik mevzubahis olunca nedense hiç “muasır medeniyet seviyesi” sözünü ağzına almazken, serbest ticaret(korunmasız kapitalizm) söz konusu olunca “muasır medeniyet seviyesi” deyip duruyor. Bunu “babalar gibi” satılan KİT’lere eğilince daha rahat görebiliyoruz.

Bu uzun girizgâhtan sonra Batılılaşmanın kime neyi çağrıştırdığını anlatmak istiyorum, bu yazımda.

Batılılaşma işbirlikçi burjuva sınıfı için, Tanzimat’tan sonraki dönemin canlanması demektir. Bu burjuvazi zaten ulusun içinden çıkan bir sınıf değil, genellikle Amerikan, İngiliz zenginlerinin Türkiye şubesi görevini gören bayilerdir.

Batılılaşma bugün “Ilımlı İslamcı” adı verilen küresel kapitalizmle bütünleşmiş dinsel-liberal sermaye sınıfı için, Cumhuriyet Ankara’sından intikam almak demektir. Kendi zenginlerini Batı bahanesiyle çıkarmak, artırmaktır.

Batılılaşma bölücüler için, “fırsat, bu fırsat” demektir.

Batılılaşma, Atatürk için dünya uygarlık ailesine girmek, ezilen olmamak demektir. Eziliyorsan çağın şartlarına ayak uydurup, direnmek demektir. Altına çizerek yineliyorum:”Atatürk Batıcı değil, çağdaştır.

Batı’ya göre Batılılaşma, Batı ülkelerinin işine geleni yapmak demektir. Batı’nın gereksinim duyduklarını açmak(küreselleştirmek) demektir. Batı için içinde faşizan öğeler bulunduran, çağ dışı görüntüsüyle, gericiliği ile ön planda olan partiler bile ilerici(AKP), oy verenleri ve mensupları Ermeni, Kürt, Rum, Çerkez demeden herkesle birlikte yaşayacak genişliğe sahip, eğitim ve açılım düzeyi yüksek, gerçek anlamda demokrat insanlar gerici olabiliyor. Onun için öncelikle AB’yi hakem görme alışkanlığımızdan vazgeçmeliyiz.

Kısacası şu herkesin diline pelesenk olan Batılılaşma, hayalî; herkesin kendine göre yorumladığı bir kavramdır. Halkımızı içi boşaltılmış, süslü kavramlar peşinde koşturmasınlar.


Emrah D. Örs

Aralık 05, 2007

MANİFESTO

"Aşağıda yer alan bildiri, dosta düşmana kim olduğumuzu açıkça bildirmek için yazılmıştır. Tüm sorumluluğu kendime aittir."


BİZ, Atatürk’ten devraldığımız bağımsızlık bayrağımızı daha da onurlu, daha dik, daha da mağrur, daha da güçlü dalgalandırmak için çıktık yola.
BİZ, ekran başında plasebo yöntemiyle insanları zihinsel mastürbasyona sevk eden gizli diktatöryel para hegemonyasına karşı çıktık yola.
BİZ, makineleşmeye karşı güzel sanatları destekledik.
BİZ, dogmalara karşı bilimsel düşünceyi destekledik.
BİZ, baskıcı din faşizmine karşı “son samuray” biz kalsak da laiklik bayrağını taşıdık.
BİZ, mikro-milliyetçi faşizme karşı ulusallığı savunduk.
BİZ, ırk esasına değil, kültür ve ekmek paylaşımı esasına dayalı “Türk”ü savunduk.
BİZ, durağan sisteme çözüm, devrimciydik.
BİZ, gericiliğe karşı ilericiydik.
BİZ, emperyalizme karşı bağımsızlığı savunduk.

BİZ, onursuz yardımlar almak yerine, kendi ayaklarımız üzerinde durabilmeyi, onurlu yaşamayı savunduk.

BİZ, yarınsız savurganlıktan yana değildik, torunlarımızdan ödünç aldık dünyayı.

BİZ, yılmak yerine savaşmak için bir sebep varsa onun için savaştık: Özgürlük ve bağımsızlık…

BİZ, halkı cahil bırakıp ondan oy kapmak stratejisine karşı cahil bırakılmış halktan tepki görmek pahasına halk için yürüdük.

BİZ, Uğurlar'ız, Kışlalılar'ız, et ve kemikten ibaret olmayan Mustafa Kemalleriz.

YÜRÜDÜK,
YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ.

SAVUNDUK,
SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ.

BİZ,

Yeneceğiz bu karanlıkları, bu tutsaklıkları yeneceğiz! Çevremizdeki bu kanlı zincirleri söküp atacağız, diz çökmeyeceğiz! Yenilmeyeceğiz!


(Bu yazı, yazılarıma ve diğer arkadaşlarımın bazı yazılarına yönelik tehditvari mesajlara cevap niteliğinde hazırlanmıştır.)


politika dergisi'nde de yayımlanmıştır.
http://politikadergisi.blogspot.com/